12 Haziran 2009 Cuma

.. Karamsar olmamak.. DOĞA'm !

.
.
.....Merhaba, öyle uzun bir yazı yazmıştım ki ancak gönderme butonuna basınca herşey silindi. Aklımda kaldığınca yeniden yazayım.
.....Öğretmensiniz sanıyorum. Her sabah kalkmanız için bence bu bile size şevk olmalı. Öğrencilerinizin aydınlığı (güneşi), yol göstericisisiniz "kutup yıldızısınız" çünkü. Bunu bir tarafa koysak bile yine de her sabah yaşam arzusuyla kalmanız için birçok neden var.

......Kırklı yaşların başında içine girdiğim bunaltıcı günlerim oldu. Hayatımın anlamını sorguladığım, hiçbir işe yaramadığımı düşündüğüm ve yaşamımın bitmesini istediğim anlardı o günler. Geceleri evde yalnız, ışık açmadan oturduğum uzun saatler.. Gerçek bir depresyonmuş anladığım o günler. Hayatıma son vermeyi düşündüğüm anlardı.
.
.
.
.....Genç yıllarımda seyrettiğim bir sinema filmi geldi o bunaldığım gecelerde aklıma. James Stewart"ın başrolde oynadığı " Omuzumdaki Melek" filmi. (TRT'de bu isimle yayınlanmıştı yanlış hatırlamıyorsam. Orijinal adı:It's a Wonderful Life..Yönetmen :Frank Capra)
.....Bunalarak intiharın eşiğine gelen genç bir adamın, kar-tipili bir gece yarısı köprü kenarında azgın sulara kendini atmaya adım adım yaklaşırken yanıbaşında yaşlı bir adam belirir. Hayatının anlamsız yaşanmadığını ve varlığının dolaylı olarak bir çok kişinin hayatını etkilediğini anlatır ona. Ama kararlı olan genç adam bu sözlere aldırmaz. Hamle yapar ancak birden kendisini bambaşka bir dünyada kendi geçmişine seyirci bulur. Erkek kardeşi derede boğulmak üzeredir ve çocuk yaşlarda yaşadığı bu olayı şimdi tekrar seyretmektedir. Erkek kardeşini geçmişte o kurtarmış hayata armağan etmiştir. Buna benzer geçmişteki birçok olay ona hatırlatılır kendi hayatının içinde seyirci gibi dolaşması sağlanır.
.....Ve yeniden kendisini köprü üstünde bulur. Evet, varlığını anlamsız bir figür olarak gördüğü o hayatın içinde aslında var'olmasıyla hayata dolaylı katkılarda bulunmuş olduğunun farkındadır artık. Teşekkür için yaşlı adama döndüğünde onu göremez ama sesi hala oradadır adamın. "Hayat herşeye rağmen güzel".. Bir an bir melekle konuştuğunu anlar.
.....Benim için önemli olduğu için bu filmle ilgili aldığım dersi bir çok defa birçok kişiye anlattım (insanların büyük bölümü kendi yaşam anlamlarını bir gün sorgular çünkü)..Hayat gerçekten yaşanılası derecede güzel. Ama hırslardan uzak, elindeki güzelliklerin farkındalığıyla bu ömür yaşanmalı.
.....Köpeğinizin kaybına üzüldüm. Çocukluğum hayvanlar arasında geçti. Babam muvazzaf askerdi. Bir köy çocuğu idi ve bizim hayatımıza hayvan dostlarımızı daha küçük yaşlardan itibaren soktu. Köpekler, kediler, tavuklar, koyunlar arasında yaşadım, ineğimiz bile oldu. Modern bir hayat ve buna rağmen böylesi hayvan dostlarla bir arada yaşama fırsatı bulabilmek bir çocuk için ne demektir bilir misiniz? Çok değerli anlardı benim ve kardeşlerim için..
.....Şehir hayatı yüzünden hayvan dostlarıma şehir hayatının esaret geleceğini bildiğimden artık bitkilerle dostluğumu sürdürüyorum. Çiçekler, ağaçlar, böcekler.. Biliyorsunuz bitkilerin de kendilerine bakan insanı tanıdıkları ve duygusal bağ geliştirdikleri artık ispatlandı.
.....Küçük bir bahçemiz var ve ben daha geçen hafta oradaydım, ağaçları babamla budadık, bahçeyi İlkbahar' a hazırladık. Ellerinizle bir ağacın kabuklu yüzeyini sevgiyle okşadınız mı hiç..? Sizin yetiştirdiğiniz bir ağaçsa bu inanılmaz bir mutluluktur, deneyin derim. İnanıyorum ki sizin hayatınızın kaybında gizli gözyaşları dökecek gerçek dostlar onlardır !..
.....İnsanların yarattıkları suni binalardan, şehir hayatının getirdiği suni toplumsal eğlence ve hayattan hoşlanmam. Üzüldüğüm tek nokta teknoloji ilerledikçe doğal hayatın birer sirk eğlencesine dönüştürülüp evlerinin sıcak atmosferlerinde sıkılan zevatın otobüslere binip ellerinde fotoğraf makinaları birer geçici safari heyecanıyla doğaya yaklaşmaları, botlarla derelerde gezinmeleri, dağ bayır dolaşmaları ve bundan birilerinin para kazanmaları.
.....Çocukluğumun şehirlerini (1960' lı yıllardaki Anadolu' daki doğal yerleşimleri) ve eski filmlerde kalan tertemiz doğayı özlüyorum. Her türlü ahlâki değeri sıfırlayarak sorumsuzca doğayı tüketen ve bir eğlence arayışına mekan olarak seçen zihniyetten de tiksinti duyuyorum. Gerçek doğa sever elini toprağa anlık değil hayatı boyunca süren, bitkiyi çiçeği yetiştiren, koruyan kollayan, doğayla dostluk iletişimi kurabilen, teknolojiyi onu ezmek için değil, yardımcı ve gerekmedikçe kullanmayan kişi olmalı.
.....Söz nereden nereye gitti, kusura bakmayın bu konuda oldukça doluyum. Hayatı basit DOĞU FELSEFESİ"yle yaşayın derim. Yaşantı ve düşünce olarak çok batılı düşünmeye başladık yazık ki. Bilimde batılı, yaşantı ve öz' de doğulu kalmak dinsel bağnazlıklar dışında doğu yaşam felsefinin mantıkî sentezinden yola çıkarak dünyaya yeni seçenekler sunabilmeliyiz artık. Düşünecek çok şey var. Görüyorsunuz düşünmek bile hayata bir katkıdır.
.....Yaşam güzel, yaşamak güzel, doğa dostlarına (hayvanlara, bitkilere, böceklere, az sayıdaki gerçek doğa sever insanlara...) tutku duymak çok daha güzel.. Sunilikleri sevmiyorum. Melenkolik, karamsar olmanıza hiç gerek yok, çevrenize bakın yaşamak ve her sabah neş' e ile kalkmak için çok güzel şeyler göreceksiniz.... Masmavi gökyüzünü,yemyeşil muhteşem Doğa' yı !..

.
..........................................................................................................Zafer D..
...................................................................................................20 / 07 / 2007
........................................................................................ ( geçmiş zaman yazışmalarımdan)
.
.

3 yorum:

Belgin dedi ki...

Bende cok severim bu filmi, buralarda her Noelde oynar ve ben severek izlerim neredeyse her yil:))

zapere dedi ki...

Belgin Hanım merhaba,ben bu filmi izlediğimde 17 yaşımdaydım.Daha sonra bir daha izlemedim.Fakat beni çok etkilemişti,gençlik yılları bilirsiniz bunalım dolu yıllardır ve hayatta bir inanç ararsınız veya sarsılan inancınızı yeniden bulmayı.Sanırım o yıllar beni bu açıdan etkilemişti ve filmi unutmamıştım. Siz yabancı bir ülkede yaşıyorsunuz sanırım.Sevgiler, selamlar.

Ekmekcikız dedi ki...

Zafer Bey,
Yazınızı ve filmden bahsedişinizi görünce, hemen keyifle klavyeye sarıldım.
Frank Capra, en sevdiğim yönetmenlerdendir. TRT nin siyah beyaz yıllarında lise öğrencisi iken, pek çok filmini hayranlıkla seyretmiştim. Andığınız filmi, özellikle severim. Yanılmıyorsam, birkaç sene önce NTV'de tekrar gösterilmişti.
F. Capra filmlerindeki iyimserlik ve yaşam sevinci, mücadelesi kişisel olarak da benimsediğim, inandığım doğrulardır.
Hatırlattığınız ne iyi oldu.
:))